<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazeteadana.tr</title>
    <link>https://www.gazeteadana.tr</link>
    <description>Haberler, son dakika haberleri, Adana'dan en güncel gelişmeler, magazin, ekonomi, spor, gündem ve tüm gazete haberleri gazeteadana.tr'de</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteadana.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 02:09:33 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteadana.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Küçük Ama Sürdürülebilir Değişiklikler, Uzun Vadede Anlamlı Bir Fark Yaratır!]]></title>
      <link>https://www.gazeteadana.tr/kucuk-ama-surdurulebilir-degisiklikler-uzun-vadede-anlamli-bir-fark-yaratir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteadana.tr/kucuk-ama-surdurulebilir-degisiklikler-uzun-vadede-anlamli-bir-fark-yaratir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fazla tuz tüketiminin, sadece tansiyonu etkilemediğini belirten uzmanlar, kilo kontrolünü ve motivasyonu da etkileyebildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>Tuzlu yeme alışkanlığının genetikten çok öğrenilmiş bir damak tadı olduğunu vurgulayan</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmak, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketimi bu tercihleri şekillendiriyor.” </strong><strong>Günlük tuz miktarını sadece 1 gram azaltmanın bile kalp ve inme riskini düşürebildiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, </strong><strong>tuz tüketimini azaltmanın en etkili yolunun ani kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu aktardı.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><img alt="H Lya Yi It" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://gazeteadanatr.teimg.com/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/h-lya-yi-it.jpg" width="860" /></p>

<p><strong>Günlük Tuzu 1 Gram Azaltmak Bile Kalp Ve İnme Riskini Düşürüyor!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tuzun, vücut için gerekli bir mineral olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel süreçlerde rol oynar. Ancak ihtiyaçtan fazlası özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek sorunları açısından risk oluşturur.” dedi.</p>

<p>Yapılan çalışmaların, günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp-damar hastalıkları riskinde anlamlı düşüş sağlayabildiğini gösterdiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, küçük bir azalmanın, büyük bir etki yaratabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Fazla Tuzun Önemli Bir Kısmı, Farkında Olmadan Tüketilen Besinlerden Geliyor! </strong></p>

<p>Yüksek sodyum alımının vücudun tuz–su dengesini etkileyerek su tutulumuna yol açabileceğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu durum tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebilir.” dedi.</p>

<p>Tuzun doğrudan yağ artışına neden olmadığına işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak zayıflamak isteyen bireylerde ödem nedeniyle kilo verme sürecini zorlaştırabilir ve motivasyonu olumsuz etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını önerirken, Türkiye’de ortalama tüketim bunun yaklaşık iki katına ulaşıyor. Üstelik fazla tuzun önemli bir kısmı sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor. Ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu, salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, hazır soslar, paketli atıştırmalıklar, cipsler, bulyonlar ve hazır çorbalar günlük sodyum alımına ciddi katkı sağlıyor. Bu nedenle yalnızca ‘yemeğe tuz atmamak’ çoğu zaman yeterli değil.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Mesele Genetik Kader Değil, Öğrenilmiş Bir Damak Alışkanlığı! </strong></p>

<p>‘Tuzlu yeme alışkanlığı genetik midir?’ sorusunun sıkça gündeme geldiğini hatırlatan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tat duyusuna ilişkin bireysel farklılıklar kısmen genetik olabilir; ancak belirleyici olan büyük ölçüde çevresel faktörlerdir.” dedi.</p>

<p>Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmanın, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketiminin bu tercihleri şekillendirdiğini dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yani çoğu durumda mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Küçük Ama Sürdürülebilir Değişiklikler, Uzun Vadede Anlamlı Bir Fark Yaratır! </strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için en etkili stratejinin ani ve radikal kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, “ Damak tadı yaklaşık 2–4 hafta içinde daha düşük tuz düzeyine uyum sağlayabilir.” Dedi.</p>

<p>‘Az tuzlu yemek tatsızdır’ düşüncesinin çoğunlukla alışkanlıktan kaynaklandığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tuz azaldıkça besinlerin kendi aroması daha belirgin hale gelir. Etiket okumak, sodyum içeriği yüksek ürünleri sınırlamak, yemek pişirirken tuzu en son aşamada ve ölçülü eklemek, sofraya tuzluk koymamak pratik ama etkili adımlardır.</p>

<p>Lezzeti artırmak için tuza bağımlı kalmak gerekmez. Limon, sirke, sarımsak, soğan, taze otlar ve baharatlar yemeğin tadını zenginleştirir. Doğru planlanmış, işlenmiş gıdalardan uzak ve dengeli bir beslenme modeliyle tuz tüketimini azaltmak mümkündür. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede hem kalp sağlığı hem de kilo kontrolü açısından anlamlı bir fark yaratır.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteadana.tr/kucuk-ama-surdurulebilir-degisiklikler-uzun-vadede-anlamli-bir-fark-yaratir</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteadanatr.teimg.com/crop/1280x720/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/tuzu-azaltin.jpg" type="image/jpeg" length="75007"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Belirtileri Bilmek Önem Taşıyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteadana.tr/belirtileri-bilmek-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteadana.tr/belirtileri-bilmek-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağında sık enfeksiyon geçiren, geceleri horlayan ya da ağzı açık uyuyan çocuklarda geniz eti büyümesi önemli bir etken olabiliyor. Çoğu zaman “basit bir burun tıkanıklığı” olarak değerlendirilen bu durum, erken fark edilmediğinde hem fiziksel gelişimi hem de okul performansını etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Uzmanlar, halk arasında “geniz eti” olarak bilinen yapının görevini burundan giren mikroplara karşı savunma oluşturmak şeklinde tanımlıyor. Ancak çocukluk çağında sık görülen geniz eti büyümesinin hafife alınmaması gerekiyor. <strong>Medline Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sümbül Bayraktar Güzeldağ,</strong> ailelerin bu sorunun belirtileri konusunda bilinçli olması gerektiğini söyleyerek önemli uyarılarda bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Untitled 1-14" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://gazeteadanatr.teimg.com/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/untitled-1-14.jpg" width="860" /><br />
<br />
<strong>Okul başarısını etkileyebiliyor</strong><br />
Geniz eti büyümesi yalnızca solunum yollarını değil, çocuğun bilişsel ve akademik performansını da etkileyebilir. Gece boyunca yeterli ve kaliteli uyuyamayan, sık apne atakları yaşayan çocuklarda kandaki oksijen seviyesinin düşmesi; dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve konsantrasyon sorunlarına yol açabilir. Gün içinde yorgun, huzursuz ve isteksiz görünen çocuklarda okul başarısında belirgin düşüş yaşanabilir. Bu nedenle sık hastalanan, horlayan, ağzı açık uyuyan ya da öğretmenlerinden dikkat dağınıklığına yönelik geri bildirim alınan çocukların bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi önem taşır. Erken tanı ve uygun tedavi ile hem çocuğun sağlıklı gelişimi hem de okul performansı belirgin şekilde iyileştirilebilir.<br />
<br />
<strong>Belirtileri bilmek önem taşıyor</strong><br />
Geniz eti genellikle 4–7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşır ve ilerleyen yaşlarda küçülme eğilimi gösterir. Ancak pasif sigara maruziyeti, alerjik hastalıklar ve özellikle kreş çağındaki çocuklarda sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle bu doku büyüyebilir. Büyümüş geniz eti genellikle horlama, ağızdan nefes alma, sürekli ağız açık dolaşma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunun yanı sıra sık orta kulak iltihabı, kulakta sıvı birikimi ve buna bağlı işitme kaybı görülebilir. Bazı çocuklarda ağızdan salya akması ve sık bademcik enfeksiyonu da tabloya eşlik edebilir.<br />
<br />
<strong>Yüz ve diş gelişimin etkileyebiliyor</strong><br />
Uzun süre tedavi edilmeyen geniz eti büyümesi, diş ve damak gelişimini olumsuz etkileyebilir. Damakta kubbeleşme, dişlerde düzensizlik ve ön üst dişlerin öne doğru çıkması gibi sorunlar gelişebilir. Halk arasında “dişlek” olarak tarif edilen yüz görünümü oluşabilir. Bu değişiklikler çocuğun hem estetik hem de fonksiyonel gelişimini etkileyerken ileriki dönemlerde psikolojik olarak da sorun yaratabilir.<br />
<br />
<strong>Ameliyat için 3 yaş ve sonrası ideal</strong><br />
Geniz eti büyümesi ciddi solunum sıkıntısı, tekrarlayan kulak enfeksiyonları, işitme kaybı veya uyku apnesine yol açıyorsa cerrahi tedavi gündeme gelir. Tıbben 1 yaşından itibaren ameliyat mümkün olmakla birlikte, zorunlu bir durum yoksa genellikle 3 yaş ve sonrasında planlama yapılması daha uygundur. Günümüzde modern anestezi teknikleri sayesinde operasyonlar güvenli şekilde gerçekleştirilmektedir.<br />
<br />
<strong>Ameliyat oldukça kısa sürüyor</strong><br />
Genel anestezi altında yapılan geniz eti ameliyatı yaklaşık 15-20 dakika sürer ve ağız içinden, endoskop yardımıyla gerçekleştirilir; dışarıdan herhangi bir kesi yapılmaz. Operasyon sonrası hasta genellikle bir gece gözlem altında tutulur. İlk günlerde ödeme bağlı geçici horlama görülebilir ancak bu durum kısa sürede azalır. Genellikle 3–5 gün boyunca soğuk ve yumuşak gıdalar önerilir. Hasta 1 hafta gibi kısa bir sürede günlük yaşamına dönebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteadana.tr/belirtileri-bilmek-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteadanatr.teimg.com/crop/1280x720/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/untitled-2-2.jpg" type="image/jpeg" length="53577"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal Medya Yasağı Çocukları Korur Mu?]]></title>
      <link>https://www.gazeteadana.tr/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteadana.tr/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 yaş altı çocuklara sosyal medya yasağı getirilmesinin gündeme gelmesinin ardından uzmanlar, yasağın yalnızca teknik bir düzenleme değil; çocuk ve ergen ruh sağlığını doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir müdahale alanı olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong> Çocuk ve ergenlerin beyin gelişimleri nedeniyle sosyal medyanın risklerini yetişkinler gibi değerlendirebilecek durumda olmadıklarını aktaran Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü “Yaş temelli düzenlemeler bir güvenlik bariyeri oluşturabilir; ancak bu bariyerin tek başına yeterli olmadığı unutulmamalı.” değerlendirmesini yaptı.</strong></p>

<p><strong>Erken yaşta ve denetimsiz sosyal medya kullanımının, çocuklarda kaygıyı artırırken benlik algısını zayıflattığını, dikkat ve uyku sorunlarını da beraberinde getirdiğini vurgulayan Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım ise tek başına uygulanan katı yasakların, çocukların merak duygusunu artırarak gizli ve denetimsiz kullanımı teşvik edebileceğine dikkat çekti. Yıldırım, “Yasaklar sınır koyabilir; ancak gerçek koruma, çocuğun bilinç kazanması, destekleyici ilişkiler kurması ve rehberlik almasıyla mümkündür.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi <a name="_Hlk199946275">Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü</a> ile Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağını, gelişimsel beyin yapısı, ruh sağlığı riskleri ve aile-okul rehberliği gerekliliği üzerinden ele alarak değerlendirmelerde bulundular.</p>

<p><img alt="Sosyal Medya Yasagi 2" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://gazeteadanatr.teimg.com/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/sosyal-medya-yasagi-2.jpg" width="860" /></p>

<p><strong>15 yaş altı çocuklar, gelişimsel olarak sosyal medyanın risklerini filtreleyebilecek durumda değil!</strong></p>

<p>15 yaş altı dönemin, beynin özellikle prefrontal korteksinin henüz gelişimini tamamlamadığı bir evre olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu nedenle çocuklar, sosyal medyada karşılaştıkları içerikleri yetişkinler gibi değerlendiremez ve filtreleyemez. Dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuçları öngörme becerileri bu yaş grubunda sınırlıdır.” dedi.</p>

<p>“Bilimsel çalışmalar, erken yaşta ve yoğun sosyal medya kullanımının depresif belirtiler, dikkat sorunları, davranış problemleri, siber zorbalık, yaşa aykırı içeriklere maruz kalma, beden algısı ve benlik saygısı sorunları, sosyal karşılaştırma ve bağımlılık benzeri kullanım örüntülerini artırabildiğini gösteriyor.” diyen Ülkü, uyku düzeninin bozulması, akademik işlevsellikte düşüş ve sosyal geri çekilmenin, klinik başvurularda sık karşılaşılan tablolar arasında olduğuna işaret etti.</p>

<p><strong>Yaş temelli yasaklar koruyucudur, ancak tek başına yeterli değil! </strong></p>

<p>Sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerin, ruh sağlığını koruma açısından önemli bir koruyucu adım olarak değerlendirilebileceğini dile getiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ayrıca sosyal medya, çocukların suç örgütleri ve istismar edici yapılar tarafından hedef alınabildiği bir alan hâline de gelebilmektedir.” dedi.</p>

<p>Dijital platformlar üzerinden manipülasyon yoluyla suça sürüklenen çocuklara dair vakalar göz önüne alındığında, yaş temelli düzenlemelerin bir güvenlik bariyeri oluşturabileceğini kaydeden Ülkü, “Ancak bu bariyerin tek başına yeterli olmadığı unutulmamalı. Katı ve açıklamasız yasaklar, çocuklarda merak duygusunu artırarak gizli ve denetimsiz kullanım riskini doğurabilir. Bu da çocuğun yaşadığı olumsuz deneyimleri paylaşamamasına ve yalnız hissetmesine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin, çocuktan sınırlı kullanım beklemesi gerçekçi değil!</strong></p>

<p>Ailelere önerilerde bulunan Ülkü, şunları söyledi:</p>

<p>“En kritik unsur iletişimdir. Aileler, dijital ortamda neyin güvenli, neyin riskli olduğunu açıkça konuşmalı, mahremiyet ve sınırlar konusunda yaşa uygun bilgi vermeli, zorbalık ya da rahatsız edici bir durum yaşandığında çocuğun bunu paylaşabileceği güvenli bir ilişki ortamı oluşturmalıdır. Ebeveynlerin kendi dijital alışkanlıkları da güçlü bir modeldir. Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin, çocuktan sınırlı kullanım beklemesi gerçekçi değildir.”</p>

<p><strong>Sosyal medya yasağı, aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte anlamlı bir koruma sağlar!</strong></p>

<p>Sosyal medya yasağının, çocukların zamanlarını yüz yüze sosyal etkileşimlere yönlendirmelerine olanak tanıyabileceğine değinen Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Oyun, spor, sanat ve grup etkinlikleri, empati, çatışma çözme ve duygusal düzenleme gibi temel sosyal becerilerin gelişimini destekler. Ancak bunun için çocukların çevrimdışı dünyada akranlarıyla bir araya gelebileceği güvenli alanların mutlaka desteklenmesi gerekir.” dedi.</p>

<p>Okullarda ise dijital okuryazarlığın yalnızca teknik bir beceri olarak değerlendirilmemesi gerektiğini aktaran Ülkü, “Güvenli internet kullanımı, siber zorbalıkla baş etme, mahremiyet, eleştirel düşünme ve yardım isteme becerilerini kapsayan bir ruh sağlığı alanı olarak ele almalı. Bu eğitimin erken yaşlardan itibaren verilmesi, çocukları dijital dünyaya karşı daha donanımlı hâle getirir. Çocukları korumak, onları dünyadan izole etmek değil; dijital dünyaya dayanıklı bireyler olarak hazırlamaktır. Sosyal medya yasağı, ancak aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte ele alındığında anlamlı bir koruyucu çerçeve sunabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Sosyal medya yasağı, çocukların ruh sağlığını korumaya yönelik çok katmanlı bir müdahale alanı!</strong></p>

<p>Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım ise Türkiye’de 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağı tartışmalarının, yalnızca bir düzenleme meselesi değil; çocuk ve ergen ruh sağlığını doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir konu olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klinik gözlemlerin, erken yaşta denetimsiz sosyal medya kullanımının çocuklarda kaygıyı artırdığını, benlik algısını olumsuz etkilediğini ve akran karşılaştırmalarını yoğunlaştırdığını gösterdiğini aktaran Yıldırım, “Dikkat ve uyku problemleri de bu tabloya sıklıkla eşlik etmektedir. Bu nedenle sınırlama fikri ilk bakışta koruyucu bir adım gibi değerlendirilebilir.” dedi.</p>

<p><img alt="Sosyal Medya Yasagi 3" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://gazeteadanatr.teimg.com/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/sosyal-medya-yasagi-3.jpg" width="860" /></p>

<p><strong>Tamamen yasaklanan alanlar, çocuklar tarafından daha çekici hâle gelebilir!</strong></p>

<p>Ruh sağlığı perspektifinden bakıldığında, tek başına getirilen yasakların her zaman beklenen etkiyi yaratmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Yasaklar kısa vadede erişimi kısıtlasa da, çocuklara dijital beceri kazandırılmadığında sorun çoğu zaman yalnızca ertelenmiş olur.” dedi.</p>

<p>Çocukluk ve ergenliğin merakın yoğun olduğu dönemler olduğunu hatırlatan Yıldırım, “Tamamen yasaklanan alanlar, çocuklar tarafından daha çekici hâle gelebilir. Bu durum gizli kullanım, denetimsiz içerik tüketimi ve yaşanan olumsuz deneyimlerin paylaşılmaması gibi riskleri beraberinde getirebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Aileler güven ilişkisini güçlendirecek şekilde hareket etmeli!</strong></p>

<p>Ailelerin temel rolünün, çocukları sosyal medyadan tamamen uzak tutmak değil; onlara rehberlik etmek olduğunun altını çizen Yıldırım, “‘Ne izliyorsun?’ sorusundan çok, ‘Bunu izleyince nasıl hissettin?’, ‘Bu içerik sana ne düşündürdü?’ gibi sorular, çocuğun duygusal dünyasını anlamayı sağlar ve güven ilişkisini güçlendirir.” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Dijital çağda ruh sağlığını koruyan temel unsurlar; bilinç, ilişki ve rehberlik…</strong></p>

<p>Sosyal medyanın, günümüzde akran ilişkilerinin de bir parçası olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bu alandan tamamen dışlanmak, bazı çocuklarda ‘geri kalıyorum’ ya da ‘dışlanıyorum’ algısına yol açabilir. Bu nedenle yasakların, çocukların sosyal ihtiyaçlarını göz ardı etmeyen bir çerçevede ele alınması önemlidir.” dedi.</p>

<p>Okullarda dijital okuryazarlık ve siber zorbalık farkındalığına yönelik çalışmaların, bu sürecin ruh sağlığı boyutunu dengeleyen önemli destek alanları olduğunu dile getiren Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Çocukları dijital dünyadan korumanın yolu, onları bu dünyaya hazırlamaktan geçer. Yasaklar sınır koyabilir; ancak gerçek koruma, çocuğun bilinç kazanması, destekleyici ilişkiler kurması ve rehberlik almasıyla mümkündür. Dijital çağda ruh sağlığını koruyan temel unsurlar; bilinç, ilişki ve rehberliktir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteadana.tr/sosyal-medya-yasagi-cocuklari-korur-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteadanatr.teimg.com/crop/1280x720/gazeteadana-tr/uploads/2026/03/sosyal-medya-yasagi.jpg" type="image/jpeg" length="62108"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
